Film Yorumları

Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında

Hollandalı ünlü Ressam Vincent Van Gogh şüphesiz sanatı kadar hayat hikâyesi de merak edilen ressamlar arasında. Bu yüzden olsa gerek yaşamı romanlara, belgesellere ve 35’ten fazla filme konu olmuştur. Post-Empresyonizmin (İzlenimcilik) öncülerinden biri olan davranışları, çarpıcı fırça darbeleri, melankolikliği ve depresifliğine rağmen resim yapmasıyla büyük ilgi gören Van Gogh on dokuzuncu yüzyılın şüphesiz en önemli ressamlarından birisidir. Annesi bir çiftçinin kızı babası da kasabada papazdır. Van Gogh 30 Mart 1853’te Hollanda’nın Zundert kasabasında dünyaya geldi. Vefat etmiş ağabeyinin ismini almasından dolayı bütün çocukluğu kimlik arayışı içerisinde geçmiştir.

Gençlik yıllarında ise öğretmenlik, satış görevlisi, vaizlik gibi meslekleri yapmış ve 28 yaşına geldiğinde ressam olmaya karar vermiştir. İlk ressamlık girişiminin pek de başarılı olduğu söylenemez çünkü içinde bulunduğu sorunlu yaşam kendisine ilham kaynağı olmuş ve bu yüzden tabloları renksiz, karanlık ve kasvetli şekilde ortaya çıkmıştı. Yapmış olduğu resimleri kardeşi Theo dışında kimse beğenmiyor ve anlamıyordu. Bunun için de “İsa Peygamber’in de hayatta iken kıymeti bilinmiyordu. Ölümünden sonra değeri ortaya çıktı” cümlesiyle kendisini teselli ediyor ve belki de öldükten sonra kendisinin de değerinin bilineceğini hissediyordu.

Van Gogh’un kısa hayat hikâyesi ile başladığımız bu yazımıza ünlü ressamın son yıllarını mercek altına alan Sonsuzluğun Kapısında (At Eternity’s Gate) filmini yorumlayarak devam edeceğiz.

Filmin senaryosuna, yönetmenine ve oyunca kadrosuna bakacak olursak; filmin yönetmeni Juliana Schnabel, Van Gogh’a olan hayranlığı ile biliniyor. Bu filmi çekmeye Van Gogh’un bir sergisini gezdikten sonra karar vermiştir. 35’ten fazla filmi yapılan Hollandalı ressamın hayatının ressamlıktan gelme bir yönetmen tarafından ele alınması bu filme ayrı bir değer katmıştır. Senaryosunu Juliana Schnabel ve Jean Claude Carriéré ile birlikte kaleme almıştır. Filmin senaryosunda Jean Claude’nin edebi ve felsefi dokunuşları hissediliyor. Filmde papazla yaptığı konuşma sahnesini izleyince bu dokunuşları siz de hissedeceksiniz.

Filmin oyuncu kadrosu güçlü uluslararası oyunculardan oluşmakla birlikte başrol karakterini Van Gogh’a olan benzerliği ile bilinen başarılı oyuncu Willem Dafoe canlandırıyor. Dafoe bu rol için çizim teknikleri öğrenmiş ve filmdeki bir sahnenin çizimini de bizzat kendisinin yaptığını ve gurur duyduğunu ifade etmiştir. Ayrıca bu rolüyle Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu seçilmiş ve Oscar’a aday gösterilecek kadar başarılı bir oyunculuk sergilemiştir.

Filmi ilk izlemeye başladığınızda kameranın hareketli olduğunu, doğayı geniş açılarla yansıttığını ve sürekli sallandığını fark edeceksiniz. Bunun sebebi ise yönetmenin ruhsal olarak Van Gogh’u birebir hissetmemizi istemesinden kaynaklanıyor. Mantıklı düşünülmüş bir teknik çünkü bundan önce çekilmiş olan “Vincent’ı Sevmek” filmi teknik olarak mükemmeldi ancak hissiyatı izleyiciye aktarma konusunda yetersizdi. Sonsuzluğun Kapısındaki filmini izleyince yönetmenin ne kadar doğru karar verdiğine anlayacak ve kendinizi Van Gogh’un içinde bulacaksınız. Onu yakinen hissedeceksiniz!

Van Gogh’un hayatının son dönemlerini anlatıyor demiştik film için. Peki nerede geçiyor ressamımızın son yılları biliyor musunuz? Güney Fransa’daki Arles kasabası ve Saint Remy’deki akıl hastanesinde yaşadığı olayları detaylıca ele alan filmimiz izleyicileri dramatik ve melankolik bir hayat hikâyesinin içine çekiyor. Onun izlenimciliği, Paul Gaugin ile tanıştıktan sonra aralarında oluşan diyalogları, yoğun derecede hissedilen sarı rengini, toplum tarafından soyutlanmasını ve yalnızlığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz.

Yönetmen, Van Gogh’un tartışmalı ölümüne ve -hepimizin merak ettiği- kulağını kesmesinin sebebine ufak da olsa değiniyor. Bunlar tabiî ki basite indirgenecek sorunlar değil ancak filmde seyircinin asıl dikkatinin çekilmek istediği noktanın Van Gogh olduğunu düşünüyor çünkü mühim olan “Van Gogh” olmak. Yönetmenin bu anlamdaki kavrayışına hayran olacaksınız. İzleyiciye de bunu çok iyi yansıtmayı başarmış. Bu sebeple kendisine büyük saygı duyduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Hem toplum tarafından dışlanması hem de yeni teknikler bulmak için gittiği Arles kasabasında sosyal ilişkilerinin zayıf olmasından dolayı deli diye hitap edilecek ve neredeyse günlerce kimseyle konuşmadığına; sonunda kasabalı köylüler tarafından imza toplanıp akıl hastanesinde kalmasına şahit olacaksınız. Van Gogh’un deli mi yoksa sanat camiasının tabiri ile deli-dahi mi olduğuna filmi izleyince siz karar vereceksiniz. Aslında bildiğiniz gibi delilik ve dahilik arasında görünmeyen çok ince bir çizgi vardır. Tüm olay hangi tarafta kaldığınız ile alakalıdır.

Hisleriyle resim yapıyordu ve böylece insanların kendisini anlayacağını umuyordu ancak hayattayken anlaşılamadı ve filmde geçen “belki de tanrı beni henüz doğmamış insanlar için ressam yapmıştır” cümlesi aslında her şeyin farkında olduğunu bizlere gösteriyor. Kalıcı olmak istediğini, sonsuzluğu aradığını, hüznü sevinçten üstün tuttuğunu, resim dünyasının ölümsüzleri arasında yerini aldığını, filmin adının neden bu isim tercih edildiğini filmi izleyince çok iyi anlayacaksınız. Filmde bizim için en etkileyici kısım öldükten sonra tabutunun etrafının yaptığı tablolar ile donatılmış olması ve Van Gogh’un da bir tablo gibi öylece uzanmasıydı. Bu kısma geldiğinizde tüylerinizin diken diken olacağının garantisini verebiliriz.

Daha değinmek istediğimiz bir sürü nokta var özellikle kardeşi Theo ile arasındaki bağa hayran kalacaksınız ancak buraya yazmamızla yeterli gelmeyeceğine eminiz. İzleyip görmeniz gerekiyor.

Film yalnızca Willem Dafoe’nun muhteşem performansıyla sanatçının zihnine yapılan yolculuğu görmek için bile izlemeye değer. Van Gogh hayranı olarak filmin tatmin edici seviyede olduğunu belirtmek isteriz. Ayrıca dikkatinizi çekmek istediğimiz bir nokta var: Van Gogh hakkında ön bilgiye sahip olup ve tablolarını inceledikten sonra filmi izlemenizi tavsiye ederiz zira ilk izleyişte kopukluk yaşayabilirsiniz. Bu sebeple ilk paragrafta linkini bıraktığımız Van Gogh biyografisinin bir kopyasını da buraya bırakıyoruz. Onu okuyun, ardından filmi izleyin ve sanata iliklerinize kadar doyun.

No Responses

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz