Kitap İncelemeleri

Yedinci Gün

Neredeyse kültleşmiş eser Yaşamak’ın yazarı Yu Hua’dan kara mizah ve keskin eleştiriyle dolu; sert ama bir o kadar da hassas bir roman. Yedinci Gün, ölümünden kısa bir süre sonra öbür dünyada uyanan Yang Fei’nin hikâyesidir. Burada önce ahiret krematoryumuna gider, ancak yaşayanların dünyasında onun için planlanmış bir mezarlığı olmadığı için buradan ayrılır ve Araf’ta dolaşmaya başlar. Yang Fei yedi gün boyunca tanıdığı vefat etmiş insanlarla karşılaşır ve onların ölümüne yol açan olayları duyar. Tüm bunlar hikayenin ön tarafında yer alırken perdenin arkasında siyaset, yolsuzluk, yoksulluk ve insan haklarının hiçe sayılışına dair güçlü bir eleştiri bizleri bekler.

Yang Fei henüz 41 yaşındayken bir restoran patlamasında ölür, ancak herhangi bir defin planı olmadığı ve onun için bir mezar taşı dahi satın alacak kimse bulunmadığından, sonunda kendini Gömülmemişler Ülkesi olan bir tür Araf’ta dolaşırken bulur. Ayrıca, adını duyduğu bazı insanlarla tanışır ve hepsinin anlatacak ilginç hikâyeleri vardır. Fei’nin anıları ve karşılaştığı kişilerin hikâyeleriyle Yu Hua, çağdaş Çin hakkında yorum yapmak için ilginç bir yola başvurmuş. Sözde komünist olan fakat sosyal adaletsizliğin topraklarının her karışına yayıldığı bir ülke anlatılıyor. Bomba sığınaklarında yaşayan, ancak iPhone 4’lere özlem duyan, QQ’da blog yazan, nakit para için böbrek satan ve görünüşte önemsiz nedenlerle intihar eden evsizleri gösteriyor bize yazarımız. Mecburi yıkımlar, tehditler, para ödemeleri, örtbaslar, propaganda, ayrıcalığın kötüye kullanılması, rüşvet ve tıbbi atık olarak görülen fetüsler ile iç karartıcı bir tablo çiziyor.

Yu Hua’nın çoğu eserinde yer alan “baba” figürü burada da hemen dikkatimizi çekiyor. Yang Fei, trenin tuvaletinde doğmuş bir bebek. Bir şekilde trenden düştükten sonra onu evlat edinen cömert bir genç tarafından büyütüldü. Babası ile olan ilişkisinin hikâyesi keyifli ve sıcak fakat toplumun genelinde olağan dışı görünen bir durum. Yedinci Gün, yaşam ve ölüm arasındaki çizgiden ve sadece geçmişten değil, aynı zamanda, geçmiş ve gelecek arasındaki boşluktan da bahseder. Yang Fei her zaman geçmiş ve gelecek arasında yaşamış ve plansız bir şekilde var olmuş bir karakter. Onun tuhaflığının sizi cezbedeceğini ve kitabı hızlıca bitireceğinizi düşünüyoruz.

Eseri bağlantılı bir temaya sahip kısa öyküler koleksiyonu olarak görebilirsiniz. Roman, insanların gömülmeyi beklediği bir Budist ahirette geçiyor. Ana karakter olan Yang Fei bildiğiniz gibi bir mezar planı veya ölü yakma durumu olmadan ölümden sonra Araf’ta kalır. Böylece yarı ahiret hayatının sisleri arasında dolaşır. Eskiden tanıdığı ve yeni tanıştığı insanlarla iletişim kurar ve babasını arar; bir yandan da kendini bulmaya çalışır. Burada felsefi bir bakış yakalayan yazar, tüm olay örgüsü içinde bize düşündürücü birkaç soru bırakmayı da ihmal etmiyor:

… Aniden aklıma gelen bir düşünceyi onunla paylaştım. ‘Neden ölümden sonra aslında sonsuz bir hayat varmış gibime geliyor?’

Boş gözlerle bana baktı ama hiçbir şey demedi.

‘Neden insan öldükten sonra bir dinlenme yerine ihtiyaç duyuyor?

Gülümsüyor gibiydi. ‘Bilmiyorum’

‘İnsan neden kendini yakıp bir kutu küle çevirmek ister anlamıyorum.’

‘Adet bu’ dedi.

‘Eğer bir mezarın varsa, dinlenme yerin oluyor, mezarın yoksa da sonsuz hayatın oluyor – sence hangisi daha iyi’

‘Bilmiyorum’ dedi bir kez daha …

Romanda yer alan bir ölüm hikâyesi bizi çok etkiledi. Eseri daha iyi analiz edebilmek ve anlatabilmek için yazımızın buradan sonraki kısmında bu hikayeden bahsedeceğiz.
Yang Fei’nin sütannesi Li Yuezhen ve tıbbi atık olarak görülen fetüslerin hikâyesi hiç kuşku yok ki kitapta Yu Hua’nın çağdaş Çin siyasi eleştirisini yoğun olarak kaleme aldığı bölümlerden birisidir. Li Yuezhen’in ölümünden üç gün önce bir skandala denk geldi. Marketten eve dönüş yolunda geçtiği köprünün aşağısındaki nehrin yüzeyinde bir sürü insan fetüsünün sürüklendiğine tanık oldu. Li Yuezhen, kolunun altında market poşetleriyle eve gitmek yerine, yerel gazete binasına gitti. Muhabirler olay yerine vardıklarında ise insanlar ölü bebekleri kıyıya çıkarmaya çalışıyordu. Yirmi yedi bebek ve fetüs kıyıya çıkartılmıştı. Sekiz bebeğin ayak bileğinde şehir hastanesinin adının yazılı etiketler olduğunu gördüler. Hastaneye giden muhabirlerin aldığı cevap şoke ediciydi. Bebekler, tedaviye cevap vermedikleri için ölmüşlerdi. Fetüsler ise nüfus kontrol prosedürü kapsamında kürtajla alınmıştı. Ve bu yirmi yedi bebek onlara göre tıbbi atıktı, hastane yanlış bir şey yapmamıştı. Çöpü bir yere atmak gerekirdi sonuçta.

Devletin üst mevkilerinden gelen talimatla, gazete haberi geri çekti. Ama iki muhabir pes etmedi ve haberi internette yayımladılar. Halkın ayağa kalkmasıyla, bebekler morga taşındı ve insan muamelesi görerek yakılacaklarına dair güvence verildi. Bu olaylar sırasında Yang Fei’nin sütannesi yolda giderken bir BMW çarpmasıyla ölmüş, daha sonra yerde yatarken önce bir kamyon daha sonra nakliye arabası tarafından ezilmişti. Hem Li Yuezhen hem de bebekler, morgun zeminine konuldu ve üstleri beyaz bir çarşafla örtüldü. Li Yuezhen, sanki bebeklerin annesiymiş gibi, etrafında ölü bebeklerle öylece yatıyordu. Gece geç saatlerde morg devasa bir çukur açılarak içine çekildi. İnsanlara göre “çökmesi gereken yer çökmüş, çökmemesi gereken yer çökmemişti”. Çukur incelendiğinde tek bir ceset bile bulunamadı, yani Li Yuezhen ve bebekler ortadan kaybolmuştu.

Sağlık Bakanlığı, yirmi yedi bebeğin ve Li Yuezhen’in zaten yakıldıklarını söyleyerek küllerini vazo içerisinde ailelerine teslim etti. Ama vazodaki küller onlara ait değil, o gün yakılmış olan insanların külleriydi. Fakat bu olay da kısa sürede unutuldu çünkü devlet olayla ilgisi bulunanlara sus payı vermişti.

Yang Fei, sütannesiyle Araf’ta karşılaşıyor. Yemyeşil bir ormanda, ağaçların yapraklarında yirmi yedi bebek şarkı söylüyor. Yang Fei, yalnız değil artık; onun yirmi yedi kardeşi var. Annesi ise huzurlu görünüyor. Roman, Çin’de para, güç, mutluluk ve iyi işler arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğine dair büyüleyici bir yorumdur. Çin’in ölüme olan hayranlığı egemendir, ancak ölüm her zaman kötü bir şey değildir. Kaçınılmaz, ama tatsız değildir. Yu Hua kitapta işte bu özü yakalar.

Burada ağaç yaprakları sana seslenecek, kayalar sana gülümseyecek, nehir seni selamlayacak. Burada fakirlik de yok zenginlik de; keder de yok acı da; kin de nefret de… Burada herkes ölümde eşitliği buluyor.

Yu Hua, Uzakdoğu edebiyatının yaşayan efsanesidir. Yedinci Gün ise ünlü Çinli romancı ve denemecinin beşinci romanıdır. 2013’te yazdığı kitap, 2015’te Çince aslından İngilizceye Allan H. Barr tarafından mükemmel bir biçimde çevrildi. 2016 yılında ise bu çeviriyi dilimize Aslı Anar kazandırdı. Çevirinin kusursuz olduğunu söylemeden de geçemeyeceğiz. Kitapta betimlenen ögeler gözünüzde birer birer canlanıyor. Kesinlikle okumaya değer bir roman olduğunu Araf’ta Yang Fei ile gezerken anlayacaksınız. Fakat yaşadığınız dehşet iyi bir kitap okumanın verdiği hazzı bastıracak…

Yorumunuzu Bizimle Paylaşabilirsiniz